26/10/2025

Yoldan Çıkma

 YOLDAN BAŞTAN ÇIKMAMAK

Yoldan ve baştan çıkmamak için W. Foerster'in şu kısa ve gerçek hikâyesini dinleyip dinletmekte fayda var:

"Vaktiyle bir adam krala gidip yoldan çıkmaya nasıl karşı koyacağını sordu. Kral ona ağzına kadar zeytinyağıyla dolu bir fıçı verdi, bu fıçıyı şehrin bir kapısından öteki kapısına kadar bir damla yağ dökmeden taşımasını emrederken, şöyle demeyi de ihmâl etmedi:

"- Eğer tek bir damla dökersen başın kesilecek."

Adamın yanına yalın kılıç iki gözcü verildi, bunlar bir damla yağ dökülür dökülmez kellesini uçuruvereceklerdi.

Bir pazar günüydü, şehrin her yanı satıcı tezgâhlarıyla, insanlara doluydu, adam fıçıyı taşıyarak yürüdü. Hem de ne dikkatle. Bir damla yağ dökülmedi.

Geriye döndükleri zaman kral;

"- Peki, şehirde ne var ne yok?" diye sordu. .

"- Kimleri gördün?"

"- Hiç bir şey görmedim, efendim. Aklım fikrim yağdaydı."

"- Şimdi yoldan çıkmamanın çaresini buldun işte. Allah'a da, fıçıdaki yağa baktığın gibi, dikkatle bakarsan hiç bir şey seni baştan ve yoldan çıkarmaz." .


 

Düşünmenin Değeri

 Peygamber Efendimiz bir gün yolda giderken, hiçbir iş yapmadan tembel tembel oturan bir adam gördü. Adama selam bile vermeden yanından geçip gitti. 

Dönüşünde Peygamberimiz, yine aynı yoldan geçiyordu. Adam hala aynı yerde oturmaktaydı. Peygamberimiz bu defa adama selam verdi.

Adam şaşırdı. Hemen kalktı ve Peygamberimize:

- Ya Rasulallah! Siz giderken de ben burada oturuyordum., bana selam vermemiştiniz. Fakat, şimdi selam verdiniz. Bunun sebebi nedir? diye sordu. 

Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu:

- Ben giderken, sen bomboş oturuyordun. Hiçbir iş yapmıyordun. Dönüşümde ise, eline bir çöp almış yere birtakım çizgiler çiziyordun. Belli ki düşünüyordun. Düşünmek de çalışmaktır. Onun için sana selam verdim.





Gerçek Zenginlik

 Varlıklı bir kişi İbrahim Edhem'e yardım etmek istedi. İbrahim Edhem:

- Yardımını gerçekten zenginsen kabul ederim, dedi.

Adam gerçekten zengin olduğunu, bir şeye ihtiyacı bulunmadığını söyledi. Büyük veli sordu:

- Ne kadar paran var?

- Üç bin altınım var.

- Dört bin olmasını istemez misin?

- Elbette isterim.

- Beşbin olmasını?

- İsterim.

- On bin altının olsa çok sevinirsin değil mi?

- Şüphesiz çok memnun olurum.

- Zengin olduğunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züğürdün birisin. Sen, on bin değil yüz bin altının olsa yine kanaat etmez fazlasını istersin. Kanaati olmayan insan zengin sayılmaz. Gerçekten zengin olsaydın yardımını kabul edecektim.


 


 

KİRLİ OLAN KİM

 

Çevre kirliliğinden bahsederiz.Esasında kirlenen insanın kendisidir. Çevre kirliliği. insan ruhundaki kirliliğin dışavurumundan başka bir şey değildir. Araçları amaç haline getirmenin trajik sonucunu yaşıyoruz.

13/09/2024

O BEN MİYİM ?


     Kur'an'da, Allah'a karşı suç işlemekten ve haddi aşmaktan sakınan, Allah'ın azabından ve O’na mahçup olmaktan korkan,şeytanın aldatmasına karşı tedbirli olan insanlardan bahsedilir. İşte sabırla birlikte muttaki olan bu  insanlar, güncel sıkıntılarla karşılaşacaklardır elbette. Ancak Allah'ın vadettiği nihai zafer veya mükafat mutlaka kendilerinin olacaktır. Bu Allah'ın değişmez müjdesidir.
1- Hiç kimse bir suçun karşılığı olan cezayı farklı insanlara farklı bir şekilde uygulayamaz veya birisinin üzerinden kaldıramaz, bu insanın konumu ne olursa olsun böyledir
2-Gerçek ve nihai mükafat veya iyi ve güzel sonuç sadece Allah'a karşı gelmekten ve haddi aşmaktan sakınanlar içindir
3- Ebedi mükafatın anahtarı şu üç vasıfta aranmalıdır
A-İman ve itaat
B-Sabır ve tahammül
C-Haddi aşmaktan sakınmak
      Kur'an'ın iman ve salih amel çizgisinden yapmış olduğu ısrarlı vurgular, Allah'ın görmek istediği ideal insan fotoğrafının ölçülerini ifade etmektedir. Allah, değişmez adaletinin tartısına vuracağı insan için bir lütuf ve rahmet olarak, insanın aleyhine gelişebilecek bütün önlemleri ayrıntılı olarak ortaya koymakta, daha sonra adaletiyle emin bir konuma yükseltmek için onda olması gereken vasıflar açıklamaktadır. 

İşte bu vasıfların özü, ideal insan tipinin; yani Mü’min'in iskeletini oluşturmaktadır.Bunların önemli bir kısmı şöyle sıralanmaktadır:
A-    Gerçek bir iman sahibi olmak
B-    Namazlarda Allah'a derin bir saygı yaşamak
C-     Boş ve yararsız şeylerle ilgilenmemek
D-     Malının zekâtını hakkı ile vermek
E-      İffetine zarar getirmemek
F-      Emanetlere ihanet etmemek
G-    Verilen sözleri mutlaka yerine getirmek
H-     Namazları vaktinde ve aksatmadan kılmak

Kur'an'ın birçok yerinde mümin portreleri çizilmektedir. Bunların tümü bir araya getirildiği zaman görülmektedir ki, insanın veya toplumun huzurunu sağlayacak olan vazgeçilmez unsurlar bu kitapta(Kur’an) çok net olarak vurgulanmıştır.

O halde;
1-      Nihai kurtuluş sadece gerçek iman sahipleri için olacaktır.
2-      İnsanın yaratılış süreci, Allah'ın kudretine en büyük delillerden olup, Kur'an'da bu hususla ilgili açıklamalar modern tıbbın çalışmalara çok önemli açılar kazandırmıştır.
3-      Kur’ an ideal insan portresini, belirli aralıklarda ve pasajlarda hayatın gerçek normlarını kullanarak ortaya koymaktadır. Bunların dışında insanı insan şerefiyle koruyacak başka ölçüler yoktur.Bütün bunlar bir mü’mini tarif ediyor,o benmiyim diyorsan,
              EVET O SENSİN !

10/07/2022

Gençlerimiz Sadece Geleceğimiz mı?


 

Mükemmel olarak yaratılmış İnsanın üç dönemi vardır. Bu dönemlerin birincisi olan çocukluk döneminde, Allah  katında mes'ul değildir. Üçüncü döneminden devam edersek,yaşlılık bir anlamda  zorunluluklar dönemidir. Yaşlılık,hür  iradeyle seçilmiş bir yaşam değil, gençlikte tercih edilmiş yaşam tarzının devamı niteliğindedir. Gerçekte insanı eşref-i mahluk yapan da, esfeli safiline düşüren de gençlik dönemidir. Gençlikte insanlar üçüncüsü olmayan iki hayatla karşı karşıyadır. Ya Allah'a yakın bir hayat veya şeytana. Ya Rabb'ine kul olacaktır ya da O,nun dışında her şeye ... Çünkü Rahmani ve şeytani tercihler, insanın sorumlu olmadığı çocukluk dönemi ya da zorunlulukların tercihleri belirlediği yaşlılıkta değil, gençlikte anlamlıdır.

Bundan dolayıdır ki küfür, gençlerimizi ifsat  ediyor. Küfür patentli ürünler, sapık  ideolojiler, ahlaki tercihler,eğlence vs. hep gençleri zehirlemeye yöneliktir.

Şu hakikati unutmamalıyız ki,Allah bir kavim için hayır dilerse, onların gençlerine hidayet eder. Çünkü hakkın ikamesi güce muhtaçtır. Gençler hakkın ikamesi için gerekli olan güç ve cesaret potansiyelidir.

Bugünün gençliğinde her nekadar ümit kıran bazı durumlar olsa da,Rabb'ine talip bir nesil var.Bunu Fatih belediyesi kütüphanesine gittiğimde, özellikle üniversite gençliğinin o gayret ve gözlerindeki ışığı görünce ümidim bir kat daha arttı.Allah'a hamd olsun. Günümüzün  gençlerine düşen geçmişteki, emsallerini tanıyıp onların izinden gitmek,taklit etmek, onların süslendiği özelliklerle süslenmektir.

Özellikle sahabe gençliğinin en belirgin vasfı, Rabb'lerini tanıyor olmalarıydı. Rabb'lerine, O'nun isim ve sıfatlarıyla kulluk ettiler. Herşey onlara hizmetkar oldu.

İnsanların özellikle sahabe gençlerinin fıtratlarında olan duygular, Allah'ın ayetleri ve kainat kitabıyla terbiye edildi. Hissettikleri herşey kulluk yolunda onları bir adım ileri taşıdı.

Ne mutlu bu yolda olan gençlerimize!

22/06/2022

İNSANIN KOP(A)MAZ BAĞINA YAKLAŞIMI

 


İnsanın ‘hiçbir şey değilken’, bir ruh kazanmış olması çok anlamlıdır. Bir damla su önce embriyoya, sonra ‘bir çiğnemlik et parçası’na, ardından bir bebek, sonunda da muhteşem sistemlerle tasarlanmış bir bedene sahip; Düşünebilen, konuşabilen, akledebilen bir varlık haline dönüşmüştür. Kısacası, Allah, insanı yoktan inşa etmiş ve ona ruhundan üflemiştir. Fakat insanların çoğu bu üstün yaratılış üzerinde düşünmez ve Allah’tan uzak, gaflet içinde yaşar. Cahildir; Aldanır, yanılır.

Yaratılışımızı hatırlatan Allah şöyle buyurmaktadır.

“Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, ‘sana bir düzen içinde biçim verdi’ ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertip etti.” (İnfitar Suresi, 6-8)

Bu yaratılıştaki insan tek başına değil,toplu yaşamanın şartlarıyla donatılmıştır.

Bu şartlarda Rabbimiz bizleri birbirimize kopmaz iplerle bağlamış iken birbirimizden ayrı durabilirmiyiz?

Şunu asla unutmamak gerekir ki, hep birlikte ya birbirimizin felâketi ya da kurtuluşu olacağız.

Hiç bitmeyen hırslarımız bizi daha fazla köleleştirirken, daha fazla yalnızlığa itiyor.Bizler daha fazla tükettikçe, daha az insanın tüketmesine sebep oluyoruz.

Yediğimiz ekmeği, içtiğimiz suyu her israf edişimizde dünyanın diğer ucundaki insanları biraz daha açlığa mahkûm ediyoruz.

Bizler kendi kurtuluşumuzu elde ettiğimizde başkasının özgürlüğünü elinden alıyorsak, gerçekte özgür olmadığımız anlamına gelmez mi?

Bunları öncelikle  insanlığın vicdanına havale etme vaktidir.

Bütün bunlar bizi temelde sahip olduğumuz değerlerin, yeniden farkında ve tazelenmiş boyutuyla, hayata geçirmemiz gerçeğine,yani dini değerlere getiriyor.

Unutmayalım ki,dinin asıl gayesi bilgi vermek değildir. Yaratıcımızı tanıtmak, kulluğumuzu  öğretmek, insanın aslı nedir, sonu ne olacaktır, dünyaya niçin gelmiştir, nasıl bir hayat yaşamalıdır, yaratılış gayesine uygun hayat sürmenin yolları ve şartları nelerdir, bunları bildirmek öğretmek. İşte dinin asıl gayesi budur. Hem dinimiz, her asra, her asrın insanına her seviyedeki anlayışa hitap eder.Bu noktada herkes hissesine düşeni alır.

 

30/04/2022

Kul hangi günahına tevbe edemez?

 



Bir insan hangi günahı işlerse işlesin, eğer Allah'a tevbe ederse, Allah o kulunu affeder. Velevki kul hakkına teallük eden bir mevzusu varsa, ona da tevbe ettiği için yardım eder, kul hakkına kefil olur. Eğer tevbenin mahiyeti bu şekilde olmasa idi bir manası olmazdı.Kul hata işler, üçer beşer, Allah'da onu affeder.

Aşağıdaki hadisi şerif bu konuyu çok güzel açıklar.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem “Allah’dan başka ilah yoktur diyen ve bu ikrar üzerine ölen hiç bir kul yoktur ki, cennete girmesin” diye buyurunca Ebû Zer radiyallâhü anh bir kaç kez

“zina etse de hırsızlık yapsa da öyle mi?” deyince her defasında Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem

“Evet zina etsede hırsızlık yapsada” diye cevap verir.

21/04/2022

Kadir Gecesi Sıradan Bir Gece Değil

 


Allah’ın  “Gerçekten biz onu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır,” (97. Kadr, 1-3) ayetleriyle övdüğü Kadir gecesi, her yıl gelen mübarek gecelerden bir gece değil,farklı bir mana ifade eden apayrı bir gecedir.

Sezai Karakoç’un Yazılar’da da dediği gibi, Allah, kutsal sözle­rinin bütün ağırlığını bu geceye koymuştur. Bundan 1400 küsur yıl önce Kur’an, kutsal ağırlığıyla ve bir bütün hâlinde dünya göğünün üzerine indi.

Her gündüzün ağırlığı gecede, bütün gecelerin ağırlığı Ka­dir gecesindedir. İşte bunun için Kadir gecesi hayatın ve hilkatin ağırlık merkezi gecesidir.

Gecelerin de bir önderi vardır. Gecelerin önderi, en büyük önder Kur’an-ı Kerim’i kalbinde taşıyan Kadir gecesidir.

İçinde bulunduğumuz böyle bir Kadir gecesinde Kur’an-ı Kerim’in indirilişinden bu yana on dört asırdan fazla bir zaman geçmiştir. Arı, kendine Allah’ın verdiği ilhamla nasıl peteğini örer ve balını yaparsa Müslümanlar da kendi peygamberlerine gelen vahiyle, Kur’an’dan yayılan ışıklarla eşsiz bir medeniyet kurdular.

1400 küsur yıl öncesinde olduğu gibi, bugün de o bizim ha­yat ışığımızdır, gören gözümüz, çarpan kalbimizdir.

Hayatımızın hiçbir çizgisi yoktur ki, oraya Kur’an-ı Kerim’in tuttuğu bir ayna ve bir ışık bulunmasın.

Kadir gecesine bu ismin verilmesinin de derin bir manası var­dır. Kadir gecesine, takdir ve tedbir gecesi denebilir. Bu gecede her şey hikmetlice ayrılmıştır. Ölçüler, esaslar ve prensipler bu gece vazedilmiştir. Bu gece, fertlerin kaderlerinden ziyade mil­letlerin ve devletlerin kaderi, bundan daha önemlisi, gerçeklerin ölçüsü vazedilmiştir.

İslam âlemi Kadir gecesinin taşıdığı bu manaları hakkıyla takdir edememektedir. Bunu yitirdiği günden beri de Allah’ın nimetlerinin en üstün ve en güzelini yitirmiş, vicdan huzurunu, evinin selametini ve toplumun saadetini kaybetmiştir.

Biz müminler tekrar Kur’an ile bağ kurmak için bu hatırayı hiçbir zaman unutmamak zorundayız. Sevgili Peygamberimizin bize mirası olan bu hatırayı -Kur’an’ın ilk defa inişinin hatırası­nı- ruhlarımızda canlandırmak ve ebediyen bu kutlu kaynağa bağlı kalmamızı sağlamak için Kadir gecelerini biz de ‘Kur’an geceleri’ne çevirmeliyiz.

İslam, hiçbir zaman sadece dış görünüşe önem veren şekilci kuru bir din olmamıştır. Onun için ‘Kadir’ gecesini kutlamanın sadece bir şekilden ibaret olmadığını ve bu geceyi ihya etmekten maksadın yukarıda anlattığımız ulvi gerçekleri müminin zihnin­ de ve kalbinde canlandırmak olduğunu vurgulamak şarttır.

İnsana şifa, toplumlara şifa, medeniyetlere şifa ve tarihe şifa olan, Kur’an’ın indirildiği Kadir gecesini bu duygularla kutlaya­cak olursak, ancak o zaman onun tekrar bizlere ve bütün insan­lığa, şifa saçan ruhunu kavramış oluruz.

19/02/2022

Peygamberimiz'in Sık Yaptığı Dualar

 


"Allah'ım, Senden hidayet ve doğruluk isterim." (Müslim)

"Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım, kalplerimizi taatine çevir." (Müslim)

"Allah'ım, bana doğruyu ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru." (Tirmizî)



"Allah'ım, beni bağışla, bana merhamet et, bana afiyet ver ve bana rızk ver." (Müslim)

"Zorlu beladan, bedbahtlıktan, kötü kaderden ve düşmanların şamatasından Allah'a sığınırım." (Buharî-Müslim)

"Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru." (Buharî-Müslim)



"Allah'ım, cehennem fitnesinden ve cehennem azabından, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden Sana sığınırım." (Ebû Davud)

"Allah'ım, açlıktan Sana sığınırım; o, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten Sana sığınırım; o, ne kötü bir sırdaştır." (Ebû Davud)

"Allah'ım kalbimi aydınlık kıl, lisanımı, kulağımı, gözümü, ardımı, önümü, üstümü, altımı aydınlık eyle. Allah'ım, nurumu büyüt." (Buharî-Müslim)

"Allah'ım, Senden sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve beni Senin sevgine ulaştıracak ameli isterim. Allah'ım, Senin sevgini bana nefsimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle." (Tirmizî)

"Allah'ım, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan ve cimrilikten Sana sığınırım. Kabir azabından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım." (Müslim)



"Allah'ın adıyla, Allah'a tevekkül ediyorum. Allah'ım! sapıtmak ve saptırılmaktan, alçalmak ve alçaltılmaktan, zulmetmek ve zulmedilmekten, bilgisizlikten ve bilgisiz bırakılmaktan Sana sığınırım." (Tirmizî)

"Allah'ım, Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim, Sana döndüm, Senin için dava ettim ve Sana başvurdum. Önceden yaptıklarımı ve sonraya bıraktıklarımı, açık yaptıklarımı ve gizli yaptıklarımı bağışla. İleriye götüren ve geriye bırakan Sensin. Senden başka İlah yoktur." (Buharî-Müslim)

"Gökleri ve yeri yaratan, görünen ve görünmeyeni bilen, her şeyin Rabbi, meliki ve sahibi olan Allah'ım! Senden başka ilah olmadığına şahidim. Nefsimin kötülüğünden, şeytan ve ortaklarının şerrinden Sana sığınırım. Nefsime bir kötülüğün gelmesinden veya Müslümanlara karşı bir suç işlemeye onu itmesinden gene Allah'a sığınırım." (Tirmizî)

11/10/2021

Özlenen İnsan Profili

 


  Müslümanlar'ın yöneticisi, bugünkü ifadesiyle lideri

Hazret-i Ömer (r.a.), gece gündüz tek şey düşünür:

Acaba yönetimimde bir hataya düşer, bir yanlışlığa saparsam durumum ne olur?

Bu endişe kendisini çok fazla meşgul ettiği içindir ki

bir gün çıktığı hutbesinde bunu bir soru halinde halka

sormaktan kendini alamaz ve der ki:

- Yönetiminizde bulunduğum şu sıralarda bir gün

nefsime uyar da dogruyu bırakır, yanlışa saparsam

durum ne olur?

Mesciddekilerin beklemedikleri bu sual ilk anda suskunluğa sebep olur. Kimse ne diyeceğini pek kestiremez.

Ama içlerinden biri ayağa kalkar ve sessizliği bozan sert ikazını şöyle yapar:

-Ey mü'minlerin emiri, der. şayet bir gün nefsine uyar da eğri yola saparsan seni şu kılıçlarımızla doğruya yöneltiriz. Bunu böyle bil.

Herkes bu sert ve açık ikaza mü'minlerin emirinin ne

diyeceğini merakla beklerken, o bir sual daha sorar:

-Yani o kılıcı bana karşı mı kullanacaksınız?

- Hayır, sana karşı değil, senin yanlışına karşı.

Seni yanlıştan doğruya çevirmek için.

Bulunduğu yerde ellerini yukarıya kaldıran halifenin

yaptığı dua kulaklarda yankılanır. Bakın nasıl bir sevinç duygusu ile şükreder.

-Rabbim, bu ne saadet. Ben bir gün kendi nefsime uyar da yanlışa yönelirsem beni ikaz edecek, doğuyu gösterecek bir cemaat, bir topluluk var. Șükrolsun sana, böyle ikazcılarım mevcut olduğundan dolayı.Tarihler, Hazret-i Ömer (r.a.)'in böyle ikaz edilmesinden dolayı rahatsız olup da adamı kapıya attırdığını,

azarladığını yazmıyorlar. Ama bundan memnun olup da

dua ettiğini, böyle ikazcıların bulunmasını, hata yapmasını önleyecek bir subap olarak kabul ettiğini kaydediyorlar.

Demek ki, bugün bizim idealimiz olan demokrasiyi

asırlarca önce Müslümanlar fiilen yaşamışlar. Biz varsak

varsak onların yaşadığı günlük hayata varacak, idealimize ancak öyle kavuşmuş olacağız.Bugünkü demokrasinin kemali, ilk Müslümanlar'ın yaşadığı günlük hayatıdır, desek yanlış olmayacaktır.

a-

21/09/2021

Zayıf Karakterin Kurnazlığı


Kurnazlığın ma'rifet sayıldığı toplumlarda yozlaşma yaygınlaşır ve sonunda kokuşma başlar.

Bir yerde insanlar, meziyet sahibi olanlara değil de gözbağcılara değer verecek kadar gaflete düşerlerse ve bunun sonucu olarak, zulme, haksızlığa ve onursuzluğa karşı çıkacak güç ve cesaret bulamazlarsa, yaptıkları kötülüklerin yanlarına kalacağını sanırlar.


Ülkemizde ve dünyada,basın ve yayın araçları, yanlışı doğru gibi gösterip, halkı istediği gibi yönlendirebiliyorsa, o toplumun üzerine felaket bulutları gelip toplanır. Böyle çirkin bir aldatmacayı gerçekleştirmek isteyenler tarafından, önce o toplum eğitimsiz ve kültürsüz bırakılır,kendilerine istenilen fikir kolayca telkin edilir.


Telkine açık insanlara hem aşağılayıcı muamele yapılır, hem de, bu yapılanlar doğruymuş gibi kendilerine kabul ettirilir. Toplum zıt görüşlere şartlandırılıp gruplar halinde karşı karşıya getirildiği için, yapılan haksızlıklara alkış tutacak bir taraf daima el altında bulundurulabilir. Esasen, insanlar bu kötülükleri fark edemesinler diye zihinleri kültüre ve hür düşüncelere kapalı tutulur.Böyle toplumlara hâkim olanlar, çeşitli azgınlıkları icra ederek her türlü fesadı rahatça çıkarırlar.


Milletimiz ve ümmet üzerinde oynanan oyunlar bağlamında,eli kanlı katiller kendi görevlerini azgın ve pervasızca yapmaya devam edeceklerdir.

Ancak bilmezler ki, Allahu Tealâ heran her yerde, herkesi gözetleyip durmaktadır. Allah'ın "Rakib" ismi,en ufak bir hareketi ve davranışı bile kaçırmadan,sonsuz kudretiyle her şeyi kontrol altında tutmasını ve her eylemi murâkabe etmesini ifade eder.


Hiç kimse sanmasın ki, bu murâkabe boşunadır. Hiç kimse sanmasın ki yaptığı kötülükler yanına kalacaktır. Her yerde hazır ve nâzır olan Allah, kendini akıllı zanneden ve basit kurnazlıkları marifet sayan bu gafiller üzerinde, Kahhar ismiyle tecellî edip onları yok edecek güçtedir. Onların cezalarını hemen görmeyişleri hiç ceza görmeyecekleri mânâsına gelmez.

Kendileri gibi bazı iman fukaraları da, helak olmaya lâyık bu cemiyetlerdeki yozlaşmaya karşı, ilgisizlik ve kayıtsızlık yüzünden, kimsenin bir şey yapamayacağı görüşüne kapılıp kendilerini günahın girdabına, vebalin çukuruna atarlar.

Bunlar mutlaka kahredilecektir. Ancak,insanlığın ne yazık ki, mazlumların yanında -dünyanın neresinde olursa olsun- en hafif bir şekilde bile bu çirkinliklere karşı tavır almayıșı zillettir. Çok acıklı olan bu durum, haysiyetli bir insana, hele iman sahibi gerçek mümine hiç yakışmaz.


Apaçık bir düşman olan şeytanın oyununa gelip, her türlü haksız kazanç sağlamaya imrenmek ve bunları yapanların cezalandırılmayacağını ummak iman zayıflığının işaretidir. Haksız iktisapların yaygın hale gelişine bakarak, bunların hep böyle sürüp gideceğini sanmak nasıl gaflet ise, bu kötü işleri yapan zâlimlerin maddi varlık içinde yüzmelerine özenerek onların yanında yer almak, o kadar dalâlettir.

 

Nereye Gidiyoruz?

 


Haykırsam kollarımı makas gibi açarak

Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!

                         N.F.

O halde nereye gidiyorsunuz?* Kur’ân, âlemler için ancak bir öğüttür.* Özellikle istikâmet üzere olmak isteyenler için.* Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.(Tekvir:26-29)

 

Hz. Nuh (a.s)da, biricik oğluna böyle seslenmişti.  Herkesin malumu olan tufanda, dev dalgaların arasında kurtulmaya çalışan oğlunu uyarmıştı. “Nereye gidiyorsun?”Ama oğul bildiğini okumuştu.

İnsanlık adına bizler barış dolu, sevgi ve saygı dolu, kardeşlik kokan bir dünya kuramadığımız için “nereye gidiyorsunuz?” sorusuna muhatap oluyoruz.
Hiç kimsenin ötekileştirilmediği, sömürülmediği, kulların kullara kul edilmediği, sermayenin belirli ellerin tekelinde olmadığı bir dünyayı oluşturamadığımız için çoğu zaman basit nedenlerle çıkardığımız tartışmalarla bir birimizi kırıyoruz.

Temel hak ve özgürlüklerin, hukukun   üstün tutulduğu, malların, canların, onurların güvence altına alındığı bir hayat için çırpınmadığımız da hep kaybedeceğiz.
Cenabı Hakk’ın istediği hakça bir dünya yolu çizemediğimiz için tabiat tarafından uyarılıyoruz.
Bugün karşı karşıya kaldığımız sel felaketleri, yangınlar,depremlerden ders alamıyoruz.Bütün bu afetlere kendimizce çareler arıyoruz. Bu yer yüzünün neresine gidersek gidelim, her yerde bir uyarıyla karşılaşıyoruz. Tarih boyunca, bu, hep böyle olmuş. Yazılı, sözlü uyarılardan anlamayan, “Nereye gidiyorsunuz?” sorusuna kulak tıkayan  Âdemoğulları olarak bizler, sonunda böylesi elem verici ikazların muhatabı olmuşuz.
Özgür irademiz ve aklımız, vahye kulak verseydi, bu uyarılarla karşı karşıya kalır mıydık? “Nereye gidiyorsunuz?” sorusuna muhatap olmayacak şekilde “dosdoğru yolu” seçebilseydik halimiz böyle mi olurdu acaba?
Allah’ın istediği gibi hakça bir dünya oluşturabilseydik bunlar olmayacak mıydı? Mutlaka “Sünnetullah” adını verdiğimiz tabiat yasaları icra olunacaktı, ama belki insanoğlunun iskân etmediği mekânlarda veya zamanlarda tecelli edecekti bu olaylar. Kim bilir belki binlerce, milyonlarca can kaybı olmadan gelip geçecekti bu doğa olayları.Belki o zaman Allah’ın rahmet ve rahman sıfatları daha bir başka tecelli edecekti.

Biz, kendi ellerimizle bozduk bu dünyayı. Atıklarımızla çöplüğe dönüştürdük,tabiatın dengesini bozduk.Yetmedi  kin, nefret ve çıkar duygularımızla sosyal hayatımızı kâinata düzen veren  yaratıcımızla, kendimizle hatta tabiat ve sosyal çevremizle bir türlü dengeli bir iletişim kuramadık. Bu nedenledir ki, her zaman “Nereye gidiyorsunuz?” uyarısına muhatap olduk, oluyoruz ve olacağız da.

27/01/2021

Yönelişimizdeki Samimiyet

 


   Kâinatta gelişigüzel yaratılmış hiçbir şey yoktur. Herşeyin yaratılmasında bir gaye ve bir hikmet vardır.

Kur'an-ı Kerim'de insanın da başıboş bırakılmış olmadığı haber verilmektedir. Yâni insanın da yapmaya mecbur olduğu kişisel ve sosyal bir takım görevleri vardır. Diğer yaratıklar da böyledir. Onlardan her biri yaratılış gayelerine göre birer görev görmekte ve hiç durmadan bu görevlerini yerine getirmektedirler. Kısaca her şey kendi gayesine doğru durmadan ve dinlenmeden yürümektedir.

 Bu gerçeği yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade buyurmaktadır."...Allah’ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız..."(İsra/44)

İdrak ve bilinçten yoksun kabul edilen diğer yaratıklar böyle olunca insanın nasıl olması gerekir? Aklı ve idraki ile diğer bütün varlıkların üstünde ve bütün kâinatın, kendisine boyun eğecek biçimde yaratılmış bulunan insanın başıboş, sorumsuz ve gayesiz düşünülmesi mümkün müdür? Hiç şüphesiz insanın da aklına ve idrakine göre çok daha önemli görevleri vardır. İnsanı değerli kılan şey de bu görevlerin yerine getirilmesi ile çok yakından ilgilidir.

 Sevgili Peygamberimiz, insanın yapmakla yükümlü bulunduğu görevleri,Allaha ait, kendine ait ve ailevî olmak üzere üç gurupta toplamıştır. Şüphe yokki, bizi yoktan vareden,her türlü tehlikeden koruyan bize rızık ve yaşama zevki veren yüce

Yaratıcımızı bilmek, tanımak ve kendisine karşı taat ve ibadetle kulluğumuzu göstermek bizim için çok önemli bir görevdir.

Esasen diğer görevler de bu inanç ve duygudan beslendikçe olgunluk kazanır. Bir dostumuzun ufak bir hediyesini büyük takdir ve teşekkürlerle karşılama hususunda kendimizde bir mecburiyet duyarken, yüce yaratıcımızın bitmez, tükenmez bunca nimet ve ikramlarına karşı kayıtsız kalmak ve hiç aldırmamak derin bir hissizlik, bir duygusuzluk ve bir nankörlük olmaz mı? Cüretkâr bir tavırla inkara sapmak ise oldukça yakışıksız ve anlamsız bir davranıştır. Hele bir kalbin Allah duygusundan mahrumo olması kadar acı bir yokluk ve yoksulluk düşünülemez.

 Her insan bu meşakkatli hayatta uğradığı türlü zorluklar, sıkıntı ve stresler karşısında sığınacak bir yer, barınacak ve dayanacak bir güç ve kuvvet arar. Böyle bir ihtiyaç ise insanlar için fitridir ve bu doğuştan var olan bir duygudur. Yani bu duygu insanla birlikte onunla beraber yaşar.

 Bilinen bir gerçektir ki Allah'a her duamızda ve Ona her yönelişimizde kalbimizi sıkıştıran etkenler silinmekte ve gönüllerde bir neşe ve rahatlama meydana

gelmektedir. Hiç şüphesiz bu neşe Cenab-ı Mevlânın bize, görevi ifadan sonra bahşettigi lāhuti bir tebessümüdür. Şimdi bundan yoksun olan kimse nereye sığınacak veya nereye başvuracak?

Kısaca söylersek kalbin Allah duygusundan yoksun bulunması

insan için bunaltıcı bir azaptır. Bu bakımdan bizler de kalbimizde

Allahı tanıma ışığını yakmalı ve bu ışığın ibadet ve davranışlarımızla parlamasına ve dışa aksetmesine gayret etmeliyiz.

 

Görevlerimiz arasında bir ayırım yapmadan onları yerine getirmemiz gerekir. Meselâ Allah'a karşı yükümlü bulunduğumuz görevleri yerine getirip diğerlerini ihmal etmek ve tamamiyle ahirete yönelik bir yol tutmak doğru değildir. Bunun aksi de böyledir. Yani büsbütün maddileşmek, yalnız bu dünyaya dönük bir hayata yönelmek, ruhsuz ve egoist bir geçim yolu takip etmesi de dinimizce uygun görülmemektedir.

Dinimiz bizden, yaratıcımıza, kendimize,ailemize,vatandaşlarımıza ve devletimize karşı

borçlu bulunduğumuz görevlerin hepsini eksiksiz olarak yerine getirmemizi istiyor, bize de bunlara uymak ve gereğini yerine getirmek kalıyor. Mutluluğumuz ve saygın bir toplum oluşumuz buna bağlıdır.


03/01/2021

Günahsa Benim Günahım Diyemeyiz

 


Günahın maddi veya manevi kirlilik olarak görülmediği bir çağda yaşadığımızı ne yazık ki itiraf etmek zorundayız.Sadece insan hakkı olarak önümüze konan ve esasen bir günah olan konular dışında "günah”gitgide gündem dışına itilmektedir. Zina bir başlık olmayı yitirmekte ama "tecavüz" yer yer suç olarak anılmaktadr.

İleriki dönemlerde tecavüzün de suç olmaktan çıkabileceğini söylemek herhâlde mübalağa olmayacaktır.

Günah, insan kadar eski ve insan kadar köklüdür. İlk insanlardan itibaren toprak, insanın günahlarına şahittir. Allah'n hidayetini insanlara getiren hükümran peygamberlerin olabildiği dönemlerde günahın yaygınlaşması azalır gibi olmuştur. Medine'de İslam Medeniyeti berrak bir zeminde yükselmeye başlayınca günahlar en azından kapalı alanlara çekilmiş, alenen günah işlenme seyri azalmıştır. Medine İslam Medeniyetinin yükseli şindeki duraklama ile beraber günahların yaygınlaşması da yeniden hız kazanmış, asırlara yayılan uzun zaman içinde yeryüzü cahiliye idrakine yeniden dönmüştiür.

Günümüz açısından günahlarda iki önemli husus, iman eden ve Allah Teâlâ 'nın günahsız bir hayat emrettiğini bilen her isan açısından göze batmaktadır. Bu iki hususun birincisi,günahların gelişen teknolojinin de desteği ile yaygınlaşmas. İkinci husus

da şudur: Günahların yaygınlık kazanması, kişileri aşıp köye,mahalleye mâl olması, neticesinde günahların kamulaşmasını beraberinde getirmiştir. Artık günahlar, kaçak/gizli işle nen suçlar değil, kanunlar himayesine alınmış haklar durumuna gelmiştir. En adi suçu işleyen bir insan bile devletin himayesi altında Allah'a isyan eder olmuştur. Bu vahim süreçte meseleyi sadece insanlık ve ahlak boyutu ile ele alabileceğimiz, halkı Müslüman olmayan ülkelerde durum böyle iken halkının Müslüman olduğu, ezanların okunduğu ülkelerde de, diğer ülkeleri aratmayacak bir kanunla günahı himaye etme vahameti gelişmiştir. Günahlarn en küçüğünden en büyüğüne kadar ayıplık perdeleri bile parçalanmış, günahkâra müdahale suç olmuştur.

Günahların nesillere taşınmamasına karşı birinci derecede sorumluluk taşıyan ailelerin de, elleri kolları bağlıdır. Bir yandan günahsızlığı ve asil ahlakı öğretme ortamının aileden alınması, diğer yandan da ailenin yeni nesle karşı yaptırımının bilhassa belli bir yaştan sonra men edilmesi, yasallaşan günahkarlığın zeminini oluşturmaktadır.

Esasen günah, yani insanı yaratan Allah'a karşı insanın suç işlemesi mantıksızlıktır. İyi kullanılan bir akıl günaha manidir.

Aklın günah üretmede ve günahı yerleştirmede kullanılması ise önümüzde duran çelişkinin adıdır zira, günahın çirkinlik ve mantıksızlıktan başka bir yorumu olmamalıdır.

Allah aklı selim olmayı nasip etsin!

28/11/2020

Tevekkülümüz Çok Değerli

 


İslam düşmanları bir araya gelmişlerse buna karşı mü'min insan ne yapabilir? sualine cevaben, Allah(cc); "Sen Allah'a tevekkül et" buyuruyor. 

Şu anda dünya genelinde imansızlar bir araya geliyorlar.Kendi aralarında çıkar çatışması olanlar, müslümana karşı birleşiyorlar. Almanla İsrail'li birbirlerini hayatta sevmez. Alman'la Amerika'lı birbirini hayatta sevmez. İngiliz'le Alman da birbirlerini sevmezler. Birbirleriyle çıkar nedeniyle tarihte çokça çatışmışlar. Almanlarla Fransızlar arasındaki harb daha 1945'te bitti. 

Bütün bunlara rağmen bunlar müslümanlara karşı birleşebilirler. Bir Ahzab ordusu meydana getirebilirler. 

Mekke'li Müşriklerle Yahudi ve Hıristiyanların birleşerek Medine'ye saldırdığı gibi, bunlar mü'minlere karşı birleşebilirler. Birleşiyorlar da.

Geçmişte de bir çok haçlı seferleri yapıldığını biliyoruz. Peki ne yapalım? Korkup teslim mi olalım? Hayatımızı, vatanımızı, milletimizi, dinimizi, imanımızı, namusumuzu, haysiyetimizi, şerefimizi teslim mi edelim? İnsan parasız yaşayabilir ama haysiyetsiz dinsiz imansız yaşayamaz. 

Onun için biz dinimizi, imanımızı, haysiyetimizi,şerefimizi,korumakla görevliyiz. Bunu ne ile koruyacağız? Dinimizi hakkıyla yaşamak suretiyle.  

"Ad kavmi" de Peygamberleri Hud' (A.S.)a karşı çıkmışlardı. O'na işkence yapacaklarını, ülkelerinden süreceklerini söylemişlerdi. Bir kaç tane kendisine iman edeniyle beraber Hud (A.S.) şöyle diyordu. "Hud suresi 55. Ayet" "Hepiniz bir araya geliniz, bütün tuzaklarınızı, planlarınızı, stratejilerinizi uygulayınız. Bana da fırsat vermeyiniz. Yani elinizden geleni geriye bırakmayınız." Bu, bir meydan okumadır. 

Rabbimiz olan Allah'a tevekkül edip, O bütün yaratılmış, hareket eden canlıları yöneten, onları istediği gibi emrinde itaat ettiren Allah'dır. deyip, O'na sığınacağız. 

Sevgili Peygamberimiz; "Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım" buyurmuş. Ülkeleri yöneten insanların kalplerini evirip çeviren Allah'dır. Biz Allah'a sığınacak olursak ki, tarih boyunca çok görülmüştür. Düşmanların kalplerini mü'minler tarafına çeviriveriyor. Düşmanlardan sıcacık dostlar meydana getiriyor. 

Uhud'da peygamber efendimize büyük zararlar açan Halid b. Velid, kısa zaman sonra iman ediyor, Medine devletinin genel kurmay başkanı oluyor. Bu sebeble biz Allah'a sığınalım. Allah(cc) dilerse büyük ordulara hükmeden, dünyanın siyasetine yön veren insanın gönlünü, İslam'a çeviriverir. Biz rabbimize tevekkül edeceğiz. 

Tevekkül; kulun üzerine düşenin gereğini yaptıktan sonra, gerisini Allah'a bırakmasıdır. Vekil olarak Allah yeter. Güvenilecek, dayanılacak yer olarak Allah yeter. 

Günümüzde insanımız fazla akılcı olmuştur. Yani kendi aklının her şeyi çözebileceğine inanmaktadır. Halbuki kendi vücudu üzerinde bile aklı hayretler içerisindedir, şaşırmaktadır. Aldığı bir gıdanın nasıl olupta kana tırnağa, saça dönüştüğünü daha açıklamaktan aciz.Koyunda yeşil bir otun bir tarafta beyaz bir süt'e, bir tarafta kırmızı kan'a, Öbür tarafta idrar’a, öbür tarafta yün'e dönüştüğünü görürüz. Bunlar, akılla izah edilecek şeyler değildir. 

İşte biz böylesine ince, böylesine sanatkarane, böylesine güçlü şeyleri yaratan Allah'a tevekkül ederiz. O'ndan daha güzel bir vekil de yoktur. 


03/11/2020

Göz Aydınlığımız Çocuklarımız

 


  Hedefe varmak için yaşanması gereken dünya hayatında, en önemli ilke,

“İNANIYORSANIZ EN ÜSTÜNSÜNÜZ” (Al-i İmran 139) ayeti olmalıdır.

İbn Mesud, Rasulullah (a.s)’ın şöyle

dediğini rivayet etmiştir:

“Kimin derdi ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginlik koyar, dağınık işlerini toplar, dünya ona kolay gelir. Kimin de bütün derdi dünya olursa, Allah onun gözünün önünden fakirliği hiç ayırmaz, işlerini dağıtır, düzeni olmaz. Dünya da kendisine ancak takdir edildiği kadar gelir.” (Tirmizî, İbn Mace)

“Ey iman edenler!

Kendinizi ve ailenizi,

yakıtı insanlar ve

taşlar olan ateşten

koruyun.” (Tahrim 6)

“Hiçbir baba,

çocuğuna güzel

terbiyeden daha

üstün bir hediye

veremez.” (Tirmizî)

EDEP; BEDENİN, AKLIN VE RUHUN DİSİPLİNİDİR.

Âlimler Peygamber (a.s)’ın çocukların ilk eğitimi ile ilgili şu beş temel prensibi çıkarmışlardır:

Çocuklara Kelime-i Tevhidi öğretmek.

Çocukta Allah (c.c) sevgisini yerleştirmek.

Çocuğa Peygamber (a.s)’ın, ehli beytinin ve sahabenin sevgisini aşılamak.

Kur’an-ı Kerim öğretmek.

Çocuğu sarsılmaz ve sağlam bir iman üzere eğitmek ve yeri geldiğinde Allah yolunda kendini feda etmesi gerektiğini bilecek şekilde yetiştirmek.

İnsan, ancak sağlam bir kaynağa dayanarak doğru hedefe varabilir.

Gençleri ve çocukları nasıl eğitmeli ki şöyle davransınlar diye düşünüp çabalamadan önce; “yetişkinler nasıl olmalı ki çocuklar da öyle olsunlar?” üzerinde düşünülmeli ve bu doğrultuda çaba gösterilmelidir.

Çocuklar bilinçli olarak eğitilsin veya eğitilmesinler, onlar çevrelerinden çok şey öğreneceklerdir.

Nasıl bir anne-babaya sahip olduğumuzdan çok, nasıl bir anne-baba olduğumuz önemlidir. Birincisi elimizde olmayan, ikincisi ise irademiz ve sorumluluğumuz dahilindededir.



Öne Çıkan Yayın

Günahsa Benim Günahım Diyemeyiz